Yağlı boya, sanat tarihinde en köklü ve etkili resim tekniklerinden biridir. Renk derinliği, uzun ömürlülüğü ve katmanlı çalışmaya olanak tanıyan yapısı sayesinde yüzyıllar boyunca sanatçıların vazgeçilmezi olmuştur. Bugün müzelerde gördüğümüz pek çok başyapıt, yağlı boyanın sunduğu teknik olanaklar sayesinde günümüze ulaşmıştır.

Yağlı boya; pigmentlerin keten yağı, ceviz yağı veya haşhaş yağı gibi doğal yağlarla karıştırılmasıyla elde edilen bir resim tekniğidir. Bu yağlar, boyanın yüzeye güçlü şekilde tutunmasını ve zamanla dayanıklı bir yapı kazanmasını sağlar.
Yağlı boyanın en önemli özellikleri:
Yağlı boyadan önce sanatçılar; fresk, tempera ve mum boya (enkaustik) gibi teknikleri kullanmıştır. Antik Mısır ve Antik Yunan’da pigmentler bağlayıcı olarak yumurta, balmumu veya su ile karıştırılıyordu.
Bu teknikler dayanıklı olsa da renk derinliği ve ışık geçişleri açısından sınırlıydı. Sanatçılar daha esnek ve uzun ömürlü bir teknik arayışı içindeydi.

Orta Çağ’da yağ, bağlayıcı olarak yavaş yavaş denenmeye başlanmıştır. Ancak bu dönemde yağlı boya henüz ana teknik hâline gelmemiştir. Sanatçılar genellikle tempera kullanmaya devam etmiştir.
Ahşap paneller üzerine yapılan dini temalı eserlerde yağlı bağlayıcılar, boyanın dayanıklılığını artırmak için yardımcı malzeme olarak kullanılmıştır.
Yağlı boyanın gerçek anlamda gelişimi 15. yüzyılda, Kuzey Avrupa’da gerçekleşmiştir. Özellikle Jan van Eyck, yağlı boyayı sistemli ve ustalıkla kullanan ilk sanatçılardan biri olarak kabul edilir.
Van Eyck, pigmentleri yağla ince katmanlar hâlinde uygulayarak olağanüstü gerçekçilik, ışık yansımaları ve doku etkileri elde etmiştir. Bu teknik, yağlı boyayı temperaya göre çok daha üstün bir noktaya taşımıştır.
Rönesans ile birlikte yağlı boya tüm Avrupa’ya yayılmıştır. Leonardo da Vinci, Michelangelo, Raphael ve Titian gibi ustalar, yağlı boyanın sunduğu katmanlı çalışma imkânlarını zirveye taşımıştır.

Bu dönemde yağlı boya sayesinde:
gibi unsurlar sanatta büyük ilerleme kaydetmiştir.
Rokoko döneminde ise daha yumuşak renkler, zarif kompozisyonlar ve dekoratif detaylar ön plana çıkmıştır.
Claude Monet, Renoir ve Van Gogh gibi sanatçılar, yağlı boyanın renk gücünü ve fırça darbelerini görünür kılarak modern sanatın kapılarını aralamıştır.
Günümüzde yağlı boya:
alanlarında güçlü şekilde varlığını sürdürmektedir.
Yağlı boya tablolar, doğru koşullarda yüzyıllar boyunca bozulmadan kalabilir. Bu özellik, yağlı boyayı hem sanatsal hem de koleksiyon değeri yüksek bir teknik hâline getirir.
Bugün yağlı boya eserler, yalnızca estetik değil; kültürel ve tarihsel bir miras olarak da değerlendirilmektedir.
Yağlı boya, yüzyıllar boyunca sanatçıların ifade gücünü en üst seviyeye taşıyan bir teknik olmuştur. Derin renkleri, zamana meydan okuyan yapısı ve teknik çeşitliliği sayesinde bugün hâlâ sanat dünyasının merkezinde yer almaktadır.
Yağlı boya ile yapılan her eser, yalnızca bir resim değil; tarihle kurulan bir bağdır.